BASKIRESİM NEDİR?

Zaman zaman “özgün baskı” da denir. Sanatçının geleneksel baskı tekniklerinden yararlanarak bir baskı kalıbı hazırladıktan sonra bu kalıptan baskı yoluyla çoğalttığı ve numaraladığı baskılara baskı resim denmektedir. Bu çoğaltma işlemi, çeşitli teknikler tek tek ya da birlikte kullanılarak yapılabilir.

Baskı Resmin Dünyadaki Tanımı

Avrupa’da baskı resimle ilgili terminoloji 19. yy Fransa’sından yola çıkılarak geliştirilmiştir. Baskı sanatçıları kabul ettikleri Avrupa geleneğini; baskının konsepti, kalıp ve çoğaltım işlemleri, basım gibi tüm üretim evrelerinden bizzat kendilerinin sorumlu olmaları anlayışını benimsediler ve bu anlayışı günümüze kadar getirdiler. 1960’lara gelindiğinde uluslararası sanat pazarında baskı işlere ilgi artmaya başladı ve baskı resim piyasasında gözle görülür bir hareketlenme hissedilir hale geldi. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında teknolojinin gelişmesiyle baskı resim etiği ile ilgili birçok tartışma ortaya çıktı. Baskı tarihçisi Felix Brunner, 1964 yılında yayınladığı “Manuel de la Gravure” adlı kitabında baskının bir el işi olduğunu söylemiştir. Brunner’e göre belirleyici olan, sanatçının ister gravür plakası ister litografi taşı üzerinde olsun bizzat kendisinin çalışmış olmasıdır, aksi takdirde baskı sonuç olarak özgün olma niteliği taşımaz. Baskı resim sanatçısı baskı plakasını (estampları) bizzat kendisi hazırladıktan sonra baskı işlerini teknisyenlere verip kendi denetimi altında bastırabilir.

Avrupa’daki Tanımlama

1937 yılında Uluslararası gravür kongresinde baskı teriminin yalnızca elle uygulanmış herhangi bir prova için kullanılır olduğu ve mevcut veya uygulanacak olan herhangi bir diğer işlemin titizlikle belirtilmesi gerektiği ifade edildi. 1964 yılında tablodan ve desenden çoğaltım yapan Baskı Ustaları Sendikası (La Chambre Syndicale de l’estampe, du tableau et du deşsin) Ulusal Fransız Gravür Komitesi’nin (Comité national de la gravüre française) 1936’da yaptığı tanımı tümüyle kabul etti. Bu tanımda, bütünüyle bizzat sanatçı tarafından tasarlanmış ve gerçekleştirilmiş bir veya daha fazla levhadan siyah veya renkli olarak alınan provalar, tüm mekanik veya fotomekanik işlemler hariç olmak üzere kullanılan teknik göz önüne alınmaksızın baskı resim, gravür veya taşbaskı (litografi) sayılır, dendi. Haziran 1967 tarihinde ise, özgün sanat yapıtında, “kullanılan teknik göz önüne alınmaksızın sanatçının bizzat uygulamış olduğu levhalardan doğrudan alınan sınırlı sayıdaki gravür, baskı ve taşbaskılar” tanımı kullanıldı. Ulusal Fransız Gravür Komitesi’nin 1936’da önerdiği ve daha sonra Baskı Ustaları Sendikası’nın 1964’te kabul ettiği tanımın en önemli yönü baskı levhasının sanatçı tarafından elle hazırlanması ve yorum baskısını bu tanımın dışında bırakmasıydı. Bu gelişme – 1937 tarihli Uluslararası Sergi Yönetmeliği’nin de (Exposition Universelle) 54. maddesinde yer aldığı gibi - Uluslararası Gravür Komitesi’nin mevcut tanımını yeniden gündeme getirdi ve ‘’detayları net bir şekilde tanımlanmak koşulu ile’’ gelecekte ortaya çıkabilecek yeni teknikleri dikkate almak noktasında bu tanımı geliştirdi.

Bugün yasal olan 1967 tarihli Fransız tanımı fotomekanik işlemin tanım dışı bırakılmasını geçersiz kıldı. Bunu yaparak, ve tek koşul olarak bir basımın sınırlı sayıda olması ve levhanın sanatçı tarafından elle hazırlanmış olması şartıyla, sanatçının hiçbir müdahale ve gözetimi olmaksızın dahi, sanatçının ölümünden sonra da baskı yapılabilmesinin yolunu açtı.

Avusturya Viyana’da 1960 yılında gerçekleştirilen 3. Sanatçılar Kongresi’nde ilkeler saptandı. Özgün baskı eseri ve sanatçısı için 5 madde konuldu. Bu maddelere göre, ortaya çıkarılacak olan eser için kullanılacak teknik, sanatçı tarafından seçildikten sonra ortaya çıkacak eserler, sanatçının kendisi tarafından numaralandırılacaktır. Baskının orijinal olması için sanatçının imzası olması gerekir. İmzanın yanında ise baskının numarası ve toplam baskıların sayısının yazılması gerekir. Baskıda kullanılan plaka, ya imha edilmelidir ya da yeniden kullanılmaması için kalıbı bozacak şekilde üzerine bir işaret konulması gerekir. Baskı resimlerin, orijinal sayılabilmeleri için plakanın yüzeyini sanatçıların kendilerinin hazırlamaları gerekir. Reprodüksiyonlar için hiçbir kural ya da belirli bir norm yoktur, yalnızca niteliklerini anlatan bir işarete ihtiyaçları vardır. Eğer ressam hayatta ise ve kendi izni ve bilgisi ile üretimi gerçekleştirilmişse reprodüksiyonu imzalaması ona artı bir değer katar.

Avrupa’daki diğer ülkelerde de belli kurallar çerçevesinde benzer ilkeler ve kurallar kondu. Uluslararası iki yılda bir, üç yılda bir yapılan sergilerde bu kurallar kullanıldı ve zamanla imza, tarih ve numaralandırma sistemleri kalıcılık kazandı.

Amerika’daki Tanımlama

Amerikan Baskı Konseyi’nin 1961 tarihli tanımı, sanatçının basım sürecine bizzat katılımını ve tamamlanmış ürünü onaylamasını da ekledi. Bu tanımlamaya göre, sanatçı ana imgeyi levha, taş, ahşap, blok veya diğer malzemenin içine veya üzerine baskının gerçekleştirilmesi amacıyla tek başına yaratmıştır. Baskı, sanatçının talimatları doğrultusunda belirtilmiş olan malzemelerden yapılır. Tamamlanmış son ürün sanatçı tarafından onaylanır. Bu tanım, baskı resmin yapılmasındaki kavram ve uygulamanın birlik ve bütünlüğünü öne süren tek tanımdır ve sanatçının talimatları doğrultusunda basılan yorum baskısını (baskı kopyalarını) bu şartlar altında kabul eder. Ayrıca, imge yaratımının elle yapılması konusu artık belirtilmez, fotomekanik veya diğer modern tekniklerin uygulanmasına izin vererek diğer güncel tekniklerin benimsenmesini de güçlendirir. Bu hukuki boyutu bulunmayan ancak alan açısından genel kabul görmüş olan tanımın (baskı resim alanının icra edildiği herhangi bir ülkede bu alanı tanımlayan kapsayıcı ve özel bir yasa yoktur) 1930 yılından sonra üretilen baskılar için geçerli olması amaçlanmıştır.

Özgün Baskı Numaralama ve İmzalama: Sanatçı tarafından yapılan özgün baskılar, basım sırası dikkate alınarak numaralanır. Önce baskı sırası, ardından bir bölü çizgisiyle baskı adedi yazılır (1/50, 2/50 vb). Sanatçı imzasını uygun gördüğü bir kısma elle atar, imzadan hemen sonra yapım tarihi yıl olarak belirtilir. Sanatçı isterse yapıtının adını numarayla imza arasına yazar.

Deneme Baskısı (İng. proof, Fr. èpreuve, Alm. Probedruck): Sanatçının çoğaltmaya henüz kesin karar vermediği baskılardır. Bunlar çoğunlukla yırtılarak yok edilir. Eğer saklanılmak istenirse üstüne “deneme baskısı” diye yazılır. (Sanatçı baskıları (Artist proof/epreuve d’artiste) da bu grupta sayılabilir.)

Baskı Atölyesinin Markası: Sanatçının baskıyı kendi atölyesinde yapma olanağı bulunmadığı zaman çoğaltmaların yapıldığı atölyenin markası kağıdın kenarına yakın bir noktaya, resmi etkilemeyecek bir biçimde basılır.

BASKIRESİM TEKNİKLERİ

DÜZ BASKI (İNG. SURFACE-PRINTING)

Baskı plakası üstünde yükseklik ve çukur bulunmadan yüzeyi hassaslaştırıp boya alıcı bölümler oluşturarak yapılan baskı. Çinko, alüminyum, bakır ve taşın kullanıldığı bu yöntemde baskı yüzeyinde hiçbir yükseklik farkı yoktur.

a) Taş Baskı (Litografi): Çoğunlukla Almanya’da ve İsviçre’de çıkarılan bir taş, görüntü aktarmada kullanılır. Sanatçı, yüzeyi temizlenmiş taş üstüne yağlı kalem ve yağlı mürekkeple desenini çizer. İstenen etkiyi yaratabilme olanağı veren bu teknikte, çalışma kuruduktan sonra üstüne sulu arapzamkı-nitrik asit karışımı sıvı sürülür. Taş üstünde boya tutucu ve boya itici yüzeyler su yardımıyla oluşturulur. Merdaneyle yedirilen boya, çizilmiş, görüntülenmiş yerlere tutunur ve kağıda pres aracılığıyla geçirilir. Litografide her renk için ayrı bir taş kalıp hazırlanır. Ofset gelişinceye kadar basımevlerinde uzun süre bu teknik kullanılmış ve yüksek tirajlı işler yapılmıştır. Bugün sanatçılar tarafından yaygın kullanılan bir tekniktir.

b) Ofset Baskı (Ofset-Lito): Litografinin gelişmiş biçimidir. Yine yağ ve su temeline dayanır. Taşın yerini çinko, alüminyum, bakır vbg metal yüzeyler almıştır. Sanatçı imgeyi doğrudan metale çizip boyayarak bu tekniği taş baskıda olduğu gibi kullanmaktadır. Günümüzde bu teknikle de özgün baskı üretilmekte, ayrıca bu teknikte fotoğrafik yöntemler de uygulanabilmektedir.

YÜKSEK BASKI (İNG. RELIEF, ALM. HOCHDRUCK)

Linolyum ve ağaç üstüne, yüksek yerlere boya sürülerek yapılan baskı. Baskı tekniği olarak en eski olanıdır. Baskı yüzeyinin üstüne yapılan çalışma yüksek baskı alanları düşünülerek, baskı dışı kalan yerlerin oyularak alçaltılması ilkesine dayanır. Daha sonra bu yüksek yüzeye boya verilerek baskı yapılır.

a) Ağaç Baskı (İng. woodcut, wood engraving, Fr. gravure sur bois, Alm. Holzschnitt):Baskıda kullanılacak sert ya da yumuşak dokulu bir ağaç enine ya da boyuna kesilip baskı yüzeyi olarak hazırlanır ve özel oyma aletleriyle oyularak baskı kalıbı yapılır. Sert dokulu şimşir, ceviz, gürgen gibi ağaçlara desenini çizen sanatçı daha sonra iskarpela ve bürenlerle baskı alanları dışını oyar. Oymayı kolaylaştıracağından sert dokulu ağacın enine kesimi yeğlenir. Yumuşak dokulu ağaçlarsa dikine kesilerek daha büyük yüzeyler elde edilmekte, ağacın dokusundan da yararlanılabilmektedir. Sanatçı ağaç dokularıyla yapıtını bütünleştirmekte ve ürüne doku kazandırabilmektedir. Bu teknikte de her renk için ayrı kalıp hazırlanır. Boya merdaneyle yüzeye verilir ve sonra görüntü ya kaşıkla ya da özel presle kağıda geçirilir.

b) Linol Baskı (İng. linocut, Fr. linoléum, Alm. Linoleumdruck): Sanatçıların yeğledikleri, yapıtlarını çoğaltmak için kullandıkları ve ayrıca birçok okulda da öğretimi yapılan bu teknikte LİNOLYUM, linol oyma bıçaklarıyla oyulup kalıp hazırlanır. Bu baskıda da, ağaç baskı’da olduğu gibi her renk için ayrı kalıp hazırlanması gerekmektedir.

ÇUKUR BASKI (İNG. INTAGLIO, FR. GRAVURE, ALM. RADIERUNG)

Metalin çukurlaştırılmış yerlerine boya doldurulur; yüksek kısımlar temizlenir ve pres aracılığıyla kağıda aktarılır. “Gravür” (OYMABASKI) adıyla da bilinen bu baskı tekniğinde baskıyı yapan, metalin çukur yüzeyleridir. Boya, metalin çukurlarına doldurulur ve yüzeydeki boya dikkatlice temizlendikten sonra bir pres aracılığıyla kağıda aktarılır. Bu, geleneği eski ve sanatçıların yaygın olarak kullandıkları bir tekniktir. REMBRANDT ve DÜRER çukur baskı’da önemli örnekler üretmişlerdir. Çinko, bakır, çelik, pirinç gibi metal plakların kullanılabildiği bu baskıda, metalin işlenme yöntemlerine göre farklı teknikler uygulanmaktadır. Bugün matbaacılıkta da kullanılmakta olan çukur baskı, tifduruk (derin baskı) adıyla bilinir.

a) Soğuk Kazı (İng. drypoint, Fr. pointe sèche): Sanatçı metal plaka üstüne büren ve sivri uçlu çelik ya da sert metal kazıma aletleriyle desenini çizer. Bu aletler metali oyarken çapaklar da bırakır. Mürekkep bu çapaklara ve oyuklara tutunup baskıda sanatçının istediği görüntüyü verir.

b) Mezzotint (İt. mezzotinto):İnce dişleri olan bir aletle metalin yüzeyi dokulandırılarak boya tutucu çukurlar elde edilir. Yüzeye verildiğinde bu küçük çukurlara dolan boya baskıda yoğun bir siyahlık yaratır.

c) Aside Yedirme Baskı (İng. etching, Fr. eau-forte): “Ofort” adıyla da bilinen bu teknikte sanatçı metali aside dayanıklı bir vernikle ya da özel bir katran karışımlı lakla örter. Ardından deseni ince uçlu bir kalemle çizer. Bu teknikte çukurlar mekanik bir kazıma yerine aside yedirilerek elde edilmektedir.

d) Leke Baskı (İng. aquatint, Fr. aquatinte, Alm. Tuschätzung): “Akuatint” de denen bu teknikte doku ve boya tutucu yüzey elde etmek için sanatçı, reçine tozlarını metal plaka üstüne serper ve metali hafifçe ısıtarak bu tozların yüzeye yapışmasını sağlar; ardından da metal yüzeyi asitle oyar. Böylece yapıtına değişik tonlamalar verebilir.

ŞABLON BASKI (İNG. STENCIL)

Boya geçirgen ve geçirgen olmayan yüzeyler temel alınarak yapılır.

a) Şablon Baskı: Karton ya da metal levhadan kesilerek elde edilen şablon parçaları baskının ana yapısını oluşturan lekelerdir. Maskeleme yöntemiyle ya araları boyanır ya da parçalara boya verilerek baskı işlemi yapılır.

b) Elek Baskı (İng. screen print, serigraphy, Fr. sèrigraphie, Alm. Siebdruck): “İpek baskı” ya da “serigrafi” adıyla bilinen bu tekniğin de temel ilkesi maskelemedir. Ağaç ya da alüminyum çerçevelere özel dokunmuş ince bir kumaş (poliyester, ipek, terilen vb) gerilir. Kumaşın baskı yapılacak bölümleri açık bırakılır, öteki bölümlerse kapatılır. Mürekkep ya da boya, bir kauçuk lastikle sıyırtılarak sıvandığında desenin açık bırakılan gözeneklerinden aşağıya, kağıdın üstüne geçer. Basılan desenin kenarlarında ipek dokusu büyüteçle görülebilir. Bu baskıda gereç olarak uzun zaman ipek kullanıldığından “ipek baskı” adıyla da anılmaktadır. Sanatçı desenini kumaşa değişik yöntemlerle geçirir. En basit yöntem ipeğin üstünü elle tutkal sürerek kapamadır. Bir başkası yapışkanlı kağıt kapama yöntemidir. Emülsiyon-stensil film yöntemleri ışıkla pozlandırma temeline dayanır. Elek baskı’da da her renk için ayrı kalıp kullanılır. Kalıp bir baskı masasına bağlanarak renkler sırasıyla basılır.

DİĞER

FINE ART PRINT (MÜZE BASKISI)

“Fine Art Print” ya da ülkemizdeki adı ile “Sanat Baskısı” veya “Arşivsel Pigment Baskı” veya Müze Baskısı nedir?

Bu sorunun cevabına, öncelikle dünyada artık kimsenin sorgulamadığı ve gayet net tanımına vakıf olduğu ancak ülkemizde hala algısında sorunlar olan başka bir terim ile; “özgün baskı resim” terimi ile başlamak doğru olacaktır. Her şeyden önce burada her kelimeyi tek tek irdelemek önemli.

“Özgün” demek sözlük karşılığı olarak; “yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal, bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan ya da çeviri/ devşirme olmayan, asıl olan (eser) şeklinde açıklanmaktadır.

“Baskı” demek ise, buradaki anlamı itibari ile özgün olan bir eserin üretim tekniğini ifade amacı ile kullanılan bir niteleme. Bir sanat eserinin üretimi amacı ile kullanılan teknikleri belirtmek için “baskı resim” tanımını kullanmaktayız.

Nedir bu baskı teknikleri?

Yukarıda daha geniş açıklamasını bulabileceğiniz geleneksel baskı tekniklerinin tarihi hayli eskilere kadar gitmekle beraber, ilk kullanım amaçları tam anlamı ile sanat baskısı içindir denemez. Ancak tasvir ve belgeleme gereksiniminin fotoğrafın bulunuşu ile ortadan kalkması, bu tekniklerin zaman içinde sadece sanatsal üretim amacı ile kullanılmasına zemin oluşturmuştur.

Geçmişte en iyi örneklerini Dürer, Rembrant, Goya gibi ressamların eserlerinden izlediğimiz baskı resimler, modern döneme geldiğimizde pek çok sanatçının üretim için tercihleri arasında yer alır. Picasso ve Matisse’in gravür ve litografileri, bugün sanat piyasalarında en çok aranan eserler arasındadır.

Sanat izleyicisinin baskı resim dendiğinde ilk aklına gelen eserler daha sıklıkla gravürler olabilmektedir. Baskı resim tekniklerini; çukur/intaglio baskı (metal ya da pleksi gibi plakalar üzerine oyularak kalıpların oluşturulduğu), yüksek/rölyef baskı (linol ya da ahşap gibi plakaların üzerinde boşluk elde edilerek yüksek bölümlerin kullanıldığı kalıpların hazırlandığı), şablon baskı (ipek ya da benzer malzemelerin yüzeyine kimyasallar yardımı ile boya geçirgen ve/veya bloke alanlar oluşturularak elde edilen kalıplar ile yapılan), monotip, monoprint, litografi /taş baskı (taş, çinko ya da uygun yüzeylere, özel solüsyon ve boyalar ile desenin geçirilmesi ile kalıpları hazırlanan) olarak sayabiliriz.

Tüm bu kavramları kısaca ifade ettikten sonra, zihinlerimizde bu etimolojik alt yapı ile “özgün baskı resim” kavrayışını daha netleştirebiliriz. Bir sanatçının özgün resim üretim süreci, kağıt ya da tual, veya tercih ettiği herhangi bir yüzeye, aktarmak istediği nihai görüntüyü elde etmek üzere seçeceği bir aracı malzemeyi -- akrilik, kurşun, yağlıboya, çini, suluboya, mürekkep vs. gibi -- fırça, kalem ve/veya başka bir araç kullanarak aktarmasıdır. Bu da tamamıyla sanatçının, elde etmek istediği resmi vücuda getirme tercihi ile ilgili bir durumdur.

Dolayısı ile bu araçsallık; bir eserin özgünlük ve değerini belirleyici bir nitelik ya da nicelik değildir. Diğer bir deyişle; bir eserin herhangi bir özgün baskı tekniği kullanılarak üretilmiş olması değildir eserin değerini ve ederini belirleyen. Ancak burada önemli olan bir ayrıntı şudur: Bir özgün baskı eser vücuda getirmek için hazırlanan ara kalıp, çoğu zaman sanatçıya, aynı görüntünün birden fazla kere elde edilmesi olanağını sağlar. Ancak bu da yine birçok insanın yanlış algısının aksine her defasında sanatçının yeniden ve yeniden o kalıp üzerinde tüm üretme sürecini yinelemesi ile mümkün olmaktadır. Dolayısı ile bir kere kalıbın hazırlanması ve ardından matbuu bir işlemin devamı söz konusu ettiğimiz özgün baskı teknikleri için geçerli değildir.

Bütün bu bilgiler ışığında şunu söyleyebiliriz ki “özgün baskı” teknikleri aslen “eser ortaya koymak” amacını taşımakla birlikte, bir yan olanak olarak eserin çoğaltılabilmesine de imkan sağlar. Bu imkanı nasıl, ne miktarda ve ne şekilde kullanacağı ya da kullanmayacağı tamamı ile sanatçının iradesi ve tercihi dahilinde olan bir mevzudur. Bununla birlikte, bu imkan, eserin ederini de belirleyen bir faktör olduğundan, sanat izleyicisi ve alıcısı için de erişilebilirlik (affordable) açısından da bir olanaktır. Sanatçı, arzu ederse, salt özgün baskının üretim olanaklarından faydalanmak için bu araçsallığı kullanıp, nihayetinde tek bir adet eser de üretebilir. Dolayısı ile burada teknik değildir eserin değerini ve ederini belirleyen. Sadece, üretim miktarıdır ki bu da dünya standartlarına göre ülkemizde çok daha kısıtlı rakamlardadır. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde özgün baskı eserler yüz ve katları sayılarda üretilmektedir, oysa ülkemizde bu sayılar onlarla ifade edilecek kadar düşük miktarlardadır.

Tüm bunların dışında çok önemli bir husus da bu tekniklerin uygulanmasındaki etik değerler ve teknik yetkinliklerdir. Bu noktada da tabii olarak, eserin üretildiği atölyenin kalifikasyonları son derece dikkat çeken bir unsur olarak karşımıza çıkar. Atölyede özgün baskı ile eser üreten sanatçıların nitelikleri, bu eserlerin üretilmesinde kullanılan teknik donanım, atölyenin etik prensipleri çerçevesinde üretim süreci, eserlerin kalite standardının belirlenmesi, takibi, sanatçı tarafından atölyenin de ortak kontrolü çerçevesinde numaralandırılıp, imzalanması, ardından da kalıbın bir daha üretim yapılmayacak biçimde imhası bu niteliklerin en önde gelenleridir.

Atölye bu niteliklere en üst düzeyde haiz olmalı, ardından da üretilen eserlerin saklanma ve izleyiciye sunulma süreçleri de kontrol altında tutulmalıdır. Ancak tüm bunların sağlandığı kurumsal yapılar, uluslararası pazarlarda akredite olabilir ve zamana karşı koleksiyonlardaki eserleri piyasada değer karşılıklarını doğru bulup koruyabilir.

Tüm bu saydıklarımızın ışığında “fine art print” ya da diğer adı ile “sanat baskısı” kavramını bir konuma oturtmamız mümkün olabilir.

Özgün baskı eser üretiminde sürecin iki farklı aşaması vardır. Birinci aşama sanatçının bizzat yürütmesi zaruri olan süreçtir. Sanatçı kullanılacak tekniğe uygun biçimde eserin kalıbını farklı araçlar ile hazırlar ve sonrasında sonucun yetkinliğine göre seçerek E/A (epreuve d'artiste) ya da A.P. (Artist Proof) olarak imzalayacağı renk ve baskı denemeleri yaparak kalıbını, kendi belirleyeceği rakamda çoğaltılmak üzere hazır hale getirir. Bu aşamada ortaya çıkan eserlerden nihai sonuç olarak yetkin ve uygun gördüklerini en fazla 10 adede kadar olmak üzere seçer ve sanatçı deneme baskısı olarak numaralandırıp imzalar, daha fazlası var ise bu baskılar imha edilir.

Bu aşamadan sonra ise baskı örneği hazır olan ve nihai olarak baskıya hazır hale getirilen kalıp ile belirlenen sayıda eser çoğaltma eylemi bizzat sanatçı tarafından yapılabileceği gibi yetkin atölye koşullarında sanatçının asiste ettiği bir teknik eleman tarafından da yürütülebilir.

Sonucunda ise üretilen eserler, önceden belirlenen sayılar çerçevesinde seçilir, numaralandırılır, sanatçı tarafından imzalanır ve eğer kalan eser var ise bunlar atölyenin gözetiminde imha edilir, ardından orijinal kalıp da bir daha kullanılamayacak biçimde imha edilir.

Kalıbın imhası noktasında; geçmişte büyük ressamların bizzat kendileri tarafından mukavim metallerden hazırlanmış olan, zaman içinde de tahrip olmamış kalıplar var ve saklanmış ise yetkili kurumlar tarafından - ki bunlar genelde o sanatçıya ait atölyenin vefatından sonra da varisleri tarafından yaşatılması ile, ya da kamusal olarak müzeye dönüştürülmesi ile mümkün olabilmektedir – bu kalıplardan yeniden baskı yapılması ve aynı biraz önce saydığımız etik kriterler çerçevesinde numaralandırılarak hazırlanması şeklinde üretimi gerçekleşen eserler mevcuttur. Bunlar genelde “sanat baskısı” ya da “müze baskısı” olarak dünyada müze koleksiyonlarına sunulan eserlerdir. Bu eserlere en iyi örnek verebileceğimiz baskı resimler; Rembrant, Goya, Picasso gibi isimlere ait gravür eserlerdir.

Yaşayan sanatçılar yeni teknolojilerle çalışırken de, aynı geleneksel tekniklerde olduğu gibi, eserin çoğaltım süreci öncesinde E.A. ya da A.P. baskı sürecinde yaptıkları gibi kendi eserleri üzerinde çalışarak, çoğaltıma uygun hale getirirler. Ardından, yine yetkili ve akredite atölyelerde teknolojinin sunduğu yeni imkanlarla üretim malzemesi aynı geleneksel baskı tekniklerindeki gibi yüksek kalitede (yeni teknolojilerde kullanılan baskı boyaları, uzun ömürlü ve ‘müze baskısı’ olarak nitelenen kalitede özel boya pigmentleri içerir) ve el yapımı doğal pamuk kağıtlar üzerine gerçekleştirilebilmektedir. İşte bu baskı eserler de sanatçıların bizzat eserlerin nihai sonuçlarını gözeterek ve bizzat kendileri tek tek numaralandırıp imzalayarak yine “sanat baskısı” kavramı altında sınıflandırılan eserler olarak üretilmektedirler.

Başka bir deyişle; yeni teknolojik imkanların sunduğu olanaklar çerçevesinde, ilk çoğaltıma hazır eseri üretme sürecinin bizzat yaşayan sanatçı tarafından yürütüldüğü, kontrol ve onayının yine sanatçı tarafından takip edildiği ve verildiği, çoğaltım aşamasının atölye tarafından sürdürüldüğü, sonucunda üretilen eserlerin -ki burada en önemli ve altı çizilmesi gereken husus şudur; bu eserler, geleneksel teknikler ile üretilen eserlerin boya ve kağıt malzeme kalitelerine eşdeğer bir kalite taşımaktadır - yine sanatçı tarafından bizzat tek tek onaylanması, numaralandırılması ve imzalanması ile hazır hale getirildiği bu eserler “fine art print” ya da “sanat baskısı” olarak nitelendirilmektedir.

Dolayısı ile “sanat baskısı” kavramı altında ifade edilen eserler de “özgün baskı eser” niteliğinin altında sınıflandırdığımız, üretim sürecinin farklılığından dolayı ismen ayrılan, nihai sonucunun sanatsal niteliğinin ve fiziksel niteliğinin denk olduğu orijinal eserlerdir.

Bir sanat eserinin değerini belirleyen faktör; sanatçının yaratım sürecinde henüz somut bir varlık kazanmamış olan bir görsel olgunun ne şekilde ve hangi araçlarla vücuda geldiği değil, sanatçının nihai sonuçtan tatmin olarak eserinin altına imzasını atacağı bir nitelikte üretilmesidir. Dolayısı ile sanatçı hangi tekniklerle ve araçlarla bu sonucu elde ederse etsin, kıymeti belirleyen faktör sanatçının o görüntüyü izleyiciye aktarmasındaki araç değil, asıl amaç olan eserin vücuda gelmesini sağlayan sanatçıdaki kaynağıdır.

TEKNİKLER İLGİLİ BİLGİLER

BASKI RESMİN ÇOĞALTIMI

Bir baskıya ait basım aynı imgeden alınmış olan tüm basılı provalardan oluşur; bunlar deneme baskıları, sanatçı baskısı (eprueve d’artiste)/(artist proof), atölye baskıları, ve numune provadır. Bu şekilde betimlenen özgün bir basımda yedek basımlara yer verilmez. Baskı genellikle pay ve paydadan oluşan bir sayı, başlık, sanatçının imzası ve tarihle tanımlanır. Pay 1’den x’e doğru artan bir sayı ve x de paydadır (1/x, 2/x, 3/x). Payda baskı öncesi sanatçının onayıyla belirlenmiş ve basılmış toplam baskı sayısını belirtir. Tirajlı baskılarda kesirli rakamlarla, tüm diğer kategorilerde ise Roma rakamıyla yazılır. Bu kimlik bilgisi genellikle imgenin altına yazılır ve başlık, sanatçının imzası ve eserin sonuçlandırılma tarihi onun altına yazılır. Bu bilgi kurşun kalemle yazılır. Bazı sanatçılar ayrıca mühürlerini de basarlar. Her tür prova için gerekli olan tanımlama baskının altında belirtilmiş olmalıdır.